müzik

24 Haziran 2010 Perşembe

devlet dairesi

çok ama çok objektif bir yazı yazıcam, hissediyorum. bugün yaşadıklarımı en ufak bir abartıya girmeden yazıyorum.

yıllar evvel ego da metro şantiye stajı yapmıştım. bazı sorunlardan dolayı stajımı onaylatamadığımdan , benim de mallığım var burda yalan yok, bugüne kısmet ego nun yenimahalledeki yeni binasına gittim. olur ya stajdan tanıdık birini bulurum o da bana yardım eder modundayım. kapıdan girmemle bir gariplik olduğunu farketmem uzun sürmedi. danışma denilen yerde yaklaşık 20 kişi vardı. danışan 20 kişi değil yanlış anlaşılmasın, danışılmayı bekleyen 20 kişi. hemen ilgilendiler sağolsunlar. raylı sistemler bölümüne havale ettiler beni. turnikelerden geçerek ve asansör kullanılmaya izin verilerek 2. kata çıktım. hayalimde hep halk çobandır, asansör falan kullanamazlar gibi şeyler var ama yok ortam bildiğin güzel. ciks mekan.

bir an kendimi stepfords kadınlarında yan bir rolde hissettim. insanlar o kadar nazik ki, anlatamam. ya ertan bey nerde diyorum , kadın beni gel ben seni götüreyim diyor hemen. kendimi değerli hissettim uzun zaman sonra. bir odaya geldik. oda demeyelim aslında, upuzun ve geniş bir koridor gibi. sağlı sollu 30 masa var. tek tek herkesle selamlaşa selamlaşa ertan bey in yanına ulaştım. bu arada bir şey dikkatimi çekti. herifin biri fifa 2010 oynuyordu. oha dedim, dvd varsa bir çekeyim akşam ben de oynarım diyecektim ama utandım. bir solitare oynayan görürüm umudundaydım ama, maalesef, teknoloji ile birlikte herşey değişmiş. solitare falan oyundan sayılmıyormuş artık. counter strike dan , fifa 2010 a , age of empires tan , menejerliğe kadar envai çeşit oyunlar oynanıyordu. o an gelecekte burada olmam gerektiğini hissettim. hep düşünürdüm nasıl bırakıcam menejerlik oynamayı diye, meğer gerek yokmuş bunu anladım. ertan bey çok tatlı biri bu arada. benim okulumdan mezunmuş o da. hocalardan falan konuştuk. pisküvi verdi bana. telefonla bir yerleri aradı benim için. faks falan çekti, halledicem ben senin işini dedi. çok sevindim. o kadar kendimi oraya ait hissediyordum ki anlatamam. bayanın biri geldi, dolma yapmış, ölümü gör dedi yemessen, açtım zaten, yedim hemen. saçımı okşadı.

bir ümit belirdi sonra, arşivime ulaşılmış. hemen yukarı kattaki insan kaynaklarına git dedi ertan bey, oraya benim gönderdiğimi söyle onlar halledicek işini. çok sevindim, ya gitmeyim, burada ne güzel oturuyorduk diyecektim, gene utandım. tam o sırada karşıdaki abi, frikik çekiyordu, öteki masadaki eleman atladı, ben atayım lan frikiki , nolursun diye. ben atayım ya, ben misafirim, bir daha gelmicem zaten, siz hep atarsınız demek istedim, diyemedim gene utandım.

yukarı kata çıktım. insan kaynakları yazan odanın önüne geldim. kapıyı vurdum girmeden önce, ve pat! burnumu vurdum kapıya. kapı kitliydi. saat 14.35 falandı. nasıl ya dedim. daha sonra içeriden bir ses geldi. çocuk sesi. - kim o?

dedim ben, gircen mi dedi, gireyim mi dedim. e gir dedi. peki dedim. içeri girdim. alt katın aynısı mimari açıdan. vay piçe bak dedim, kapıyı kitlemiş, kimsenin haberi yok. nasıl bir ortam lan bu dedim içimden. ve gördüm sonra, biri solitare oynuyordu, oh dedim. henüz o kadar gelişmemişiz.herkes bir dalgadaydı. çocuklar zıplıyor, counter strike sesleri geliyor, arada müzik sesleri, ama herkeste anlaşılmaz bir iyi niyet. herkes yardım etmek derdinde. kime gitsem seferber oluyor benim için. inanılmaz bir duygu.

bir yere bağlamıyacağım yazıyı, sadece olanları yazdım. işimi hallettiler, arşivi delik deşik ettik. bütün bürokrasiyi öğrendim. paper works olayında master yaptım. cv me bile yazabilirim o derece. hepsini çok seviyorum. beni siz mezun ettiniz diye bağıracağım diplomamı alıp.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder