müzik

9 Temmuz 2010 Cuma

babadan nefret edememe

 
nefret etmem için bana birçok sağlam neden verdi. eskiden yaptım, artık istesem de yapamıyorum, edemiyorum. olmuyor vallaha. çok şey yaşadık biz, her türden. öyle "arkadaş gibiyiz" ayakları filan değil, özellikle muhabbetlerimiz var ki her konuda delil olarak sunacağım... bugün sana içimi saçıp, döküp sıçacağım sözlük...

hiç bir zaman benim geleceğim hususundaki fikirlerimiz uyuşmadı. o, benim kendisinin istediği gibi olmamı istiyordu klişe babalık içgüdüsüyle, bense ben'in olmak istediğim gibi olmasını istiyordum. hem ben klişeden nefret ederdim. tsubasa'yı seyretmezdim mesela...

hem ben'e çok sonraları sordum aslında ne olmak istediğini. o ayrı mevzu...


girmek istemediğm sınavlara soktu beni, loto oynayıp çıktım ki farkındaydı ve bana hayatı zehir ediyordu. kendisine de oluyordu. o esnalar nefret ediyordum, evet. çocuktum çünkü. çocuklar kolay nefret eder, kolay da sever. klişedir çocuklar. ben de klişeydim. kendimi de sevmezdim o zamanlar. klişe sevmem ben. pek top oynamazdım mesela...

ergenleşmeye başladım, lise... hormonların etkisinde daha çok nefret etmeye başladım babamdan. yanaşmaya çalıştı, ilk kez bir çocuğu elinden çıkıp ergenliğe girmişti. insanlar evlenince çıkmazlar aileden. ergenliğe girerken çıkmışlardır, kimse anlamaz. bir yere girmek için ötekinden çıkmak gerek.

baba: ben seninle arkadaş olmak istiyorum, dedi. tarzı değildir. kendisi değildi. uzmanların davranmasını söylediği şekilde davranıyordu. klişe... sevmem.
melo: babamken bile çekemiyorum seni. senin gibi bi adamla arkadaş olmam ben...

yıllar sonra kırılma noktasında bana "o bölümü okuyup da ne bok yiyeceksin," dedi. küfretseydi daha iyiydi ki bu lafın öncesi de sonrası da küfürdü ve pek koymuyordu. kalbimi kırdı ilk defa. eskiden kalbim o kadar sert değildi, yumuşaktı, kırılmıyordu. ama o zaman sertti, kırıldı. ben de parmağını kırdım. sanırım onun kalbi de kırılmıştı... nefret ediyordum elbette. krılıma noktası...

kırılma noktasını takip eden birkaç yıl boyunca aynı evde yaşadığımız bile belli değildi. yüz vermiyordum kerataya...

sonra kabul etti ben'i. baktı ki yapacak bir şey yok artık sap girmiş baltaya... gerçek babam ortaya çıkmaya başladı. bana karşı kasılmadan, düşünmeden davranıyordu artık. hareketleri beni etkilemeye, yönlendirmeye yönelik değildi.

sonra nefret edemedim. baktım ki hoşsohbet adam. kafa adam. ha sinemadan anlamıyor, ucuz zevkleri var ama farklı ve çok sevdiğim bir görüşü, bakış açısı var. artık babadan nefret edemiyorum. bazen çok kafamı bozuyor, kızıyorum, çocukluğuna veriyorum. hor görmüyorum onu. seviyorum.

klişe değil artık. ben, kendim oldum sayemde. o da kendisi oldu benim sayemde. hem ben ondan değil klişeden nefret ediyormuşum. klişe diye babamı sevmezdim mesela...

hem babadan nefret edilmez, klişeden nefret edilirmiş mesela.

                                                                              " melomania  "

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder